İneğin değerini, bakıcısına soracaksınız. İnek, bakıcısına yakın olduğunu bilirsiniz. Hayvan, onun peşinden ayrılmaz. Vücut diliyle birbiriyle anlaşırlar.
İneğin sütü; tereyağı, peynir, kaymak, çökelek ve yoğurdun ham maddesidir. Buna göre bir inek evin tüm giderlerinin temel taşıdır. Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlıdan kalan borçların ödenmesini sağlayan ATATÜRK, “aile ekonomisiyle” kalkınmayı köyden başlatmıştır. Köyün ilk önce inek yetiştiriciliği ve süt üretimine, önem vermiştir.
Böylece, köylü ürününü satmış ve kimseye muhtaç olmamıştır. Dünyada kendine yeterli yedi Ülkeden biri haline gelmiştir.
İneği, bilmeyene anlatsak, inanamaz. Çünkü üretilen değerli ürünler, doğal ve sağlıklıdır. Bugün ki gibi GDO’lu ve rafine değildir.
İneğin sütünün yanında bal, kuş burnu, meyve kurusu ve pekmez gibi harika ürünler de elde edilir. Onun için; ATATÜRK “Milletin efendisi köylüdür,” demiştir.
Bu anlayış ve yaşam şeklini maalesef sürdüremedik.
Aileleri şehirlere göç ettirdiler. Böylece sosyal ve ekonomik problemler başımızdan eksik olmadı. İnsanlar toprağından uzaklaştı. Bu kişiler şehirde hiçbir baltaya sap olamadılar. “Üretim toplumu” yerine, “tüketim toplumu” haline dönüştük. Bu durumda, her şeyi hazır aldık. Düşünün ki samanı bile dışarıdan aldık. “Toprağı bırakarak, yuvadan düşen yavru kuş durumuna düştük.
Boya ustası: “köyde, süt ve yumurtayı marketten alıyoruz,” diyor. Köylü için yaşanan felakettir. Böyle bir felakete, dağlar bile dayanmaz.
“Bu olayın nedeni, uygulanan serbest piyasa ekonomisi, yani küreselleşmenin bizi getirdiği noktadır. Bu noktada, karanlık bir çukurda çırpınıyoruz,” demektir.
Çok uluslu şirketler, ineklerin ailelerin kontrolünden çıkması için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Süt inekleri kesime giderken, ithal ürünler ve et dışarıdan gelmektedir. Fiyat konusu herkesin bilgisindedir. “Yılanın başı ile kuyruğunu birleştirirsen de halka olmaz.”
İnek beslemek vatanseverliktir.
Hasan TANRIVERDİ