Sosyalizm, eşitlik, adalet ve kolektif refah gibi evrensel değerleri savunan bir ideoloji olarak ortaya çıktı. Karl Marx ve Friedrich Engels’in kapitalizme karşı geliştirdiği bu sistem, sömürüyü ortadan kaldırarak sınıfsız bir toplum vaat etti. Ancak Sovyet Rusya’da bu ideal, Stalin’in diktatörlüğüne uzanan bir yola saptı. Peki, sosyalizm gibi iyi niyetli bir ideoloji nasıl oldu da totaliter bir rejime dönüştü? Cevap, teorinin uygulanışındaki pratik zorluklar, insan doğasının karmaşıklığı ve tarihsel koşulların birleşiminde gizli.
Sosyalizmin Teorik Temelleri
Marx’a göre sosyalizm, işçi sınıfının üretim araçlarını ele geçirmesiyle başlar. “Proletarya diktatörlüğü” denen geçici bir aşama, eski düzenin kalıntılarını temizler ve sonunda devletin sönümlenmesiyle sınıfsız bir toplum doğar. Sovyetler Birliği, bu teoriyi hayata geçirmeyi hedefledi. Ancak 1917 Devrimi’nden sonra işler planlandığı gibi gitmedi.
Devrimden Merkeziyetçiliğe: İlk Kırılma
Bolşevik Devrimi, Çarlık rejiminin yıkılmasıyla halkın eşitlik özlemini ateşledi. Lenin’in liderliği, sosyalist bir düzen kurma umudunu taşıyordu. Ne var ki, devrim sonrası ortaya çıkan iç savaş (1918-1922), Batılı güçlerin müdahalesi ve ekonomik çöküş, merkezi bir otoritenin güçlenmesini zorunlu kıldı. “Savaş Komünizmi” politikası, köylülerden tahılın zorla alınması ve üretimin devlet kontrolüne geçmesi, halkın ihtiyaçlarından çok rejimin hayatta kalmasına hizmet etti. Bu dönemde muhalefet—hatta parti içindeki farklı sesler—ideolojik saflık adına susturuldu. Lenin’in 1924’teki ölümüyle birlikte güç mücadelesi başladı ve Stalin, bu kaosu kendi lehine çevirdi.
Troçki’nin Tasfiyesi ve Stalin’in Yükselişi
Stalin’in diktatörlüğe giden yolu, parti içindeki rakiplerini ortadan kaldırmasıyla döşendi. En büyük rakibi Leon Troçki, devrimin entelektüel liderlerinden biriydi ve “sürekli devrim” fikrini savunuyordu. Stalin ise “tek ülkede sosyalizm” teziyle daha pragmatik bir yaklaşım sundu. 1920’lerin sonunda Troçki, сначала sürgüne gönderildi, ardından 1940’ta Meksika’da bir suikastla öldürüldü. Bu tasfiye, Stalin’in mutlak kontrolünü simgeledi. Büyük Temizlikler (1936-1938) ise milyonlarca insanın—parti üyeleri, köylüler, aydınlar—hain ilan edilip Gulag kamplarına gönderilmesiyle sonuçlandı. Sosyalizmin “halk için” ruhu, yerini devletin baskısına bıraktı.
NEP Dönemi: Bir Nefes Alma Çabası
Lenin, iç savaşın yıkımını hafifletmek için 1921’de Yeni Ekonomi Politikası’nı (NEP) başlattı. Bu politika, küçük ölçekli özel teşebbüse izin vererek ekonomiyi canlandırmayı amaçladı. NEP bir süre başarılı oldu; üretim arttı, halkın yaşam koşulları iyileşti. Ancak Stalin’in iktidara gelmesiyle bu esneklik terk edildi. 1928’de başlayan beş yıllık planlarla merkezi planlama dayatıldı. Köylülerden zorla tahıl toplama (kolektivizasyon), milyonların açlıktan öldüğü Holodomor felaketine (1932-1933) yol açtı. İdeolojik katılık, ekonomik verimliliği ve halkın güvenini baltaladı.
İnsan Doğası ve Güç Hırsı
Sosyalizmin en büyük açmazı, insan doğasıyla yüzleşmesiydi. Eşitlik ideali, teoride kusursuzdu; ancak pratikte liderlerin güç hırsı ve bürokrasinin yozlaşması engellenemedi. Stalin, sosyalizmi bir araç olarak kullanarak kişisel otoritesini pekiştirdi. Parti, halkı temsil etmekten çok, devletin bekasını koruyan bir araca dönüştü.
Küba ile Karşılaştırma: Farklı Bir Sosyalizm
Sovyet deneyimini anlamak için Küba’ya bakmak ilginç bir karşıtlık sunar. Fidel Castro’nun 1959’daki devrimi de sosyalist bir düzen kurmayı hedefledi. Sovyetler’den farklı olarak Küba, daha küçük bir ülke olduğu için merkeziyetçiliği bir dereceye kadar dengeleyebildi. Stalinist baskının yerini, Castro’nun karizmatik liderliği aldı. Ancak Küba’da da tek parti sistemi ve muhalefetin sınırlanması, sosyalizmin özgürlükçü ruhunu zedeledi. Yine de Sovyetler’deki gibi kitlesel tasfiyeler yaşanmadı.
İdealin Sınavı
Sovyet Rusya’da sosyalizm, devrimin kaotik koşulları, liderlerin hırsları ve teorinin ekonomik gerçeklerle uyuşmazlığı yüzünden diktatörlüğe evrildi. Troçki’nin tasfiyesi, NEP’in sonu ve Stalin’in baskı rejimi, ideallerin nasıl çarpıtıldığını gösteriyor. Küba örneği ise farklı bir yolun mümkün olduğunu ima etse de, sosyalizmin temel sorunu değişmiyor: İnsan faktörü ve tarihsel bağlam, en güzel idealleri bile sınayabilir. Sovyet deneyimi, sosyalizmin potansiyelini değil, uygulanışındaki kırılganlıkları gözler önüne seriyor.
X Ümit Sönmez