Bağ ve bahçeler, farklı bir aleme dönüşmüştü. Mevsim bahar ve insanlar ılımlı atmosfere, uyum sağlamaya çalışıyordu. Vadide çağlayanın sesi baharın tadını hissetmek için yeterliydi.
Derenin çağıltısı ve kuşların cıvıltısı birbirine karışıyordu. Vadi, yeşil örtü ve çiçeklerle renklenirken, kuş sesleri hiç susmuyordu. Bu durum, “Baharı yaşamak,” demekti. İneklerini derenin düzlüğünde otlatan Nine ve Dede’nin yanına vardık. Çoban Nuri, onlara: Bu toprakları terk eden, aileleri sormak istiyordu.
Bu ailelerin göçlerinin nedeni, kuraklık mı yoksa savaşın acımasızlığı mıydı?
Nine; toprağına dönenler, nasıl başardı? Onlara kimler yardım etti. Söylenenlere göre, ayrılmak zorundaydık. Batıya gittik; ama toprağımızdan ayrı kalamadık, yöremizi aradık. İçimiz yandı ve kor oldu. Topraklarımıza kavuştuk neşelendik, coştuk ve sevgiyle soluklandık. Kavuştuk atalarımızın bastığı topraklara, fakat evlerimizin yıkılması içimizde yara açtı. Bir bahar mevsiminde gidiş ve yine baharın güzel gününde heyecanla döndük. Çalıştık ve evimizi yeniden yaptık. Çoban Nuri iyi günler deyip ayrılırken, sizinle uzun konuşacağım, dedi.
Çoban Nuri, balıkçı barınağına gitti. Balıkçılar, kara yüzü görmüyoruz, adeta duyarsızlaşmışlardı. Sel suları, her şeyi yıkıp geçmişti. Barınaklar, damlar ve köprü de sonradan yapılmıştı.
Dursun, rüya alemindeydik, ama bahçeyi düzenlemekten de vazgeçmiyorduk. Sahile yakın mahalledeki evleri hastane olarak kullanmak için çatıları yenilemişlerdi. Gönül ister, sevgi çiçekleri hep açsın. Kalpler sevgiyle dolup insanımız huzur içerisinde olsun. İyilikten yana işler yapılsın.
Aileler korunmalı ve geri dönenlere mülklerini olduğu gibi teslim etmeliyiz.
Kendi malımıza sahip çıktığımız gibi geri dönenlere de sahip çıkmalıyız.
Hasan TANRIVERDİ