Eskiden beri nedendir bilmem, mart ayı dert ayı derler. Havalar soğuktur halâ, son karlar yağar, kışlık hazınlar tükenmeye yüz tutmuştur çünkü. Bi kere öndüçleşilerek yapılıp kilerlere dizilen avuca alınan azıcık su serpiştirilerek sulanıp sulanıp yenilen yufka ekmek kuleleri azalmıştır. Bu kuru yufkalar sulanıp çökelekle dürüm dürülüp aşın yemeğin yanına azık edildiği gibi kurusu kırılıp ufalanıp tereyağında kavurulur adına da “omaç” denilen bu kızartılan bazen de yumurta da kırılıp hazırlanan yağlı ekmekler sulanmış yufkanın içine koyulur dürüm yapılır yenirdi. Bu yüzden kışın tandırlarda saçta pişirilip kurutularak hazırlanan birçok işlevi olan bu kuru yufkaların azalması mart ayına denk gelirdi. Yufka biterse ne mi olurdu, kışa soğuğa rağmen erkenden kalkılır, teşt denilen büyük bakır leğenlerde yoğrulan hamurlar, birbirleriyle “öndüçleşme, “kubaşma” ya da “imece” denilen yardımlaşma yoluyla komşu kadınlar tarafından yufka olup incecik açılır saçta pişirilirdi. Bu yüzden yufka ekmek ön hazırlığı önceden yapılan tandırlarda hamuru oklava ve ekmek tahtasında açan bir kişi, bir de pişiren en az iki kişiyle yapılırdı, çok yapılacaksa açıcısı iki üç kişi olan zahmetli bir işti, bu yüzden mart’ta yufka bitiyorsa dertti.
Çoğu ailenin ne tandırı ne o kadar çok yufka yapacak unu ne de yardımlaşacağı kişisi olurdu bunlara sahip olmak da bir ayrıcalıktı. Olmayan zavallılar başkalarının tandırında ya da kendi ilkel sacayaklı ocaklarında taplama” denilen bazlamalar pişirirdi. Durumu daha da iyi olanlar şehir fırınından somun alırdı elbette. Ne demiştik, martta kilerlerde yufka dizgeleri yarıya iner, çuvallarda bulgurlar azalır, bez ya da tehliz torbalara konulan bakliyatlar tarhanalar birer avuç kalır, güneşte kurutulmuş patlıcan, fasülye sebzeleri biter, biber dizgeleri artık sarkmazdı duvardaki çivilerden bitmiş olurlardı. Kocaman küplere kurulan turşuların da taneleri iyice azalır suyu kalırdı.
Eskiden en büyük bir başka derdi ise martın, hemen herkesin ısınmak ve yemek pişirmek için ocakta ya da sobada kullandığı yakacağın bitmesiydi. Bu yakacaklar İçanadoluda yerine ve yöresine göre hayvan gübresinden yapılan tezek, odun, çalı çırpı, mesleğine göre hızar talaşı, varlığına göre kömür olurdu ve soğuk kış günleri, uzun kış geceleri boyunca yakılmış ve bitmeye yüz tutmuş olurdu yakacaklar martta. “Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır” sözü boşuna söylenmemiştir.
Biraz çömleklerde pekmez kalmışsa ya nişastayla “hasıda” yapılır, ya da “kar helvası” yemek için saklanırdı. Böyleydi eski martlar. Çocukluğumun martlarının dertleri hem de. Çoğunu ben birebir yaşamadım bu dertlerin ama etrafımızdakiler dertliyse ben de dertlenirdim o küçük yüreğimle. Durumumuz ortahalliydi çünkü babam ve dedem çok çalışkan insanlar olduğu için.
Bütün bunları artık küçücük kutularda aldığımız krem peyniri dilimlediğim ekmeğime sürüp yerken bir siyah zeytini de ağzıma atarken ilerde onu da bulamayacağınızı düşünerek yutkunup “vetturi vezzeytuni” deyip doğalgazla ısınan evimin sofrasında kahvaltımı yaparken düşündüm. İnsanoğlu kuş misali işte daha üç gün önce de Viyana’da hindistan cevizi sütü ile yapıldığını oğlumun söylediği krempeyniri sammel dedikleri minik kızarmış ekmeklere sürüp yiyorduk oğlum, gelinim ve torunlarımla. İnsanoğlu bildiğin kuş, uçabiliyor işte teknoloji sayesinde ülkeden ülkeye iki buçuk saatte o koca kuşlarla.
Ha artık ekmeğin ve peynirin doğallığı sağlıklılığı da fazlaca meçhul, üstelik ülkemde ve dünyada. Bütün bu yazıyı gıdalara eklenen zararlı katkı maddelerini içeren bir yazıyı okuyunca yazdım.
En masumlarından bir ikisini söyleyim hazır olun, una alışkanlığını veren madde saç kılından üretiliyormuş. Hazır meyve sularına katılan bir madde de viyagra denilen malum ilaca da katılıyormuş, tevekkeli daha anasınıfındaki ilkokuldaki çocuklar mart kedilerine dönüp ondan birbirini dudak dudağa öpüyor, biz de bütün bunlar niye bu kadar erken oluyor diye dert ediyorduk, durum bu.
Mart işte dert. Eskisi mi daha dertti şimdiki mart mı ona da siz karar verin. Ekmek fırından, peynir fabrikadan hazır, ocak doğalgaz, bir düğmeye basıp ısınıyor ve yemeğini zahmetsizce pişiriyorsun şimdi. Kolay mı çok kolay ama tabi bir de ederi var bütün bu kolaylık ve rahatlıkların.
Şimdi de mart ayı dert ayı, faturalar vergiler ve daha neler neler. Artık doğalgaz ve elektrik faturaları toplamda tam bir kira ederi kadar, herkes evinde kirada oturuyor gibi oldu. Geldiğimiz noktada neredeni biliyoruz, anı da. Nereye? İse meçhul üstüne üstlük bir savaşımız eksikti o da çıktı. Savaşı da Allah kahretsin çıkaranı da.
Bu mart gerçekten de dert, dert yumağı hem de. Dünyanın neresinde olursa olsun savaşın yangını her yeri yakar. Ağzımızın tadı kaldıysa devam kahvaltıya, benim krem peynirli ekmek de ısırıklı yarım kaldı.
Marttır derttir.
Şükran Uçkaç Yargı Sazsızozan
9 Mart 2022
Ankara