Ateş dikkat çekiciydi. Alevi yükseliyor ve birden düşüyordu. Ateşe sporcular ve izleyicilerden hiçbiri yaklaşmıyordu. Çünkü ateşten mi yoksa taştan mı çıkan bir çıtlama sesinden, uzak durmaya çalışıyorlardı.
Ses; çıt çıt diye, çalı kırılır gibiydi. Sese yaklaşanlar oldu. Hatta ateşe kum atan arkadaş, alevleri söndürmeye çalıştı. Alevler taşın altından, harlı çıkmaya devam etti. Sanki taşın altında doğal gaz vardı. Dalgalar biraz daha kabarsa, taşın üzerinden geçerdi.
Koşu için sahaya geçtik. Ateşi, martı sürüsüne bıraktık. Martılar taşın etrafında raks etmeye başladılar.
Koşu uzun sürdü, sonuçta yorulduk ve sahaya zor geldik. Çünkü antrenmansızdık. Koşmaya zorunlu değildik ama spor adına yarışmıştık. Yalnız antrenmanın önemini bizzat yaşadık. Antrenmanlı arkadaşlar bize fark attı. Akşam olmak üzereydi. Giyindik ve evin yolunu tuttuk.
Ayak üstü sohbet, biraz gecikmemize neden oldu. Hava karardığında mahalleye vardık.
Mahalleli sahildeki ateş için yorumlarda bulunuyordu. Onların yorumlarına sessiz kaldık. İçimizden de güldük.
Nine; kör ışıkla balık tutuyorlar.
Ninenin torunu; Olta atıyorlar, ışık ile avlanıyorlar.
Annem; ateş yakmışlar ve balık pişiriyorlar.
Babam; ateşin yanında kayığı temizliyorlar.
Amca; ışığın yanında bir şeyler yiyorlar.
Ağabeyi; Denizden çıkmış üzerlerini kurutuyorlar.
Arkadaşın babası; piknikçilerdir ısınıyorlardır. Dikkat etmezlerse, yangın çıkabilir. Orman yangınları da piknikçilerin dikkatsizliğinden çıkıyor. Göz göre göre yangın çıkaracaklar, dedi.
Nine söndürürüz, diye bağırdı. Babam da yemekten sonra gideriz, dedi.
Arkadaş ıssız adada fener gibi bir ışık. Kimsenin de söndürmek aklına gelmiyor, dedi.
Annem, sabah ola hayır ola, dedi.
Rüzgâr başımızın üzerinden ıslık çalarak geçmeye başladı. Şimdi ateş sönme eğilimine girer, dediler. Nine balık pişirmiş olsalar kokusunu alırdım. Ninenin sözüne güldük. Sanki çöl aslanısın, uzaktan koku alabiliyorsun, dedik.
Ateşin yanından geldiğimizi söylemeden evlere dağıldık.
Hasan TANRIVERDİ