Çekirdek aile olarak babamın izin günlerinde durmadan seyahat ediyoruz. Bu seyahatler içerisinde en güzeli memleket Fatsa’ ya gitmek ve bu sefer bayram arifesindeyiz.
Her seyahatimizde uğradığımız Topkapı Otogar’ı inanılmaz derecede ilgimi çekiyordu. Bütün Türkiye’ nin ulaşım demetinin kurdelası gibi en önemli noktası olduğunu bilmiyordum tabi ki o zamanlar.
Bu seferde olağanüstü kalabalık içinde yazıhaneler, otobüsler, yük taşıyan hamallar, koşuşturup duran yolcular derken öylece izliyoruz Ayla ve annem ile.
Babam elinde biletler ile giriyor yazıhaneye ve çıkınca işaret ediyor
“otobüsümüz bu haydi binelim”
Valizler bağaja konuyor, bizler en önde dört koltuğa yerleşiyoruz, Ayla annemden hiç ayrılmadığı için babamla ben yan yana oturuyoruz. Bayram üstü olduğu için otogar çok kalabalık, babam biletleri önceden almış, “her şey tamam” derken yanımıza bir yolcu geliyor, elindeki bileti gösteriyor, babamın koltuğu ile aynı numara.
Her şeyi önceden ayrıntısı ile düşünen babamın bu gibi durumlarda kan beynine çıkar, aynen de öyle oluyor ama adam o kadar zavallı ki içim acıyor.
“ gel yazıhaneye gidelim “ diyor babam ve birlikte iniyorlar.
Oturduğum yerden yazıhanenin içi görünüyor.
Babam sinirli sinirli el kol hareketleri ile konuşuyor, yazıhanedekiler de öyle.
Belli ki durum gergin. Öteki adam kasketini iki eli ile tutmuş öylece bekliyor sonra babam önden çıkıp geliyor, ardından adam ve muavin geliyor derken kaptan görünüyor. Adam yanımızdan geçiyor, merak edip bakıyorum bir örtü sermişler, en arkada yerde oturuyor.
İçim daralıyor, adama çok üzülüyorum, kaptan yerine oturuyor, muavin son hazırlıklarını tamamlıyor ve hareket ediyoruz.
Tam bu sırada bilet numarası babamla aynı olan adam babamın yanına gelip kulağına doğru eğiliyor ve
“ abi sen sinirlenme, canını sıkma ben yerde gidiyorum, benim de memlekete gitmem lazım, çocukları özledim” deyip ayrılıyor yanımızdan bir eliyle de babamın sırtını sıvazlıyor.Adamın zavallılığına dayanamayıp ağlamaya başlıyorum, giderek hıçkırıklarla…
Genellikle babam sinirlenip tartışma yaratırsa ben çok üzülür, ağlar babama küserdim, oda hep haklılığını anlatmaya çalışırdı. Şimdi de ağladığımı görünce yine öyle yapıyor,
“Biletimizi iki kere satmışlar, ne yapalım kızım hakkımızı aramayalım mı?”
Göz yaşları içinde zorlukla
“ yok baba bu sefer haklısın tartışmakta ama ben adamın zavallılığına ağlıyorum” derken hıçkırıklara boğuluyorum (bu arada kaptan ve muavin şahit oluyor ağlamalarıma konuşmamıza)
“ oda para ödemiş, adamın bileti satılmış, hem yerde gitmeye itiraz etmiyor, hem gelmiş senin gönlünü alıyor, hem o kadar yol yerde gidilir mi baba? Yazık değil mi adama? Haksızlık bu çok fena…” daha fazla konuşamıyorum. Hüüüüü….
“ Eeee ne yapalım pekiyi?”
“ Bilmiyoruuuuum”
Annemin babama işaret ettiğini görüyorum “ susmaz artık” diyor başını iki yana sallayarak.
Babam kaptanı durdurup iniyor. Yazıhane bu sefer uzak ama içi görünüyor, eller kollar daha çok havada, bu sederde babamın başı belaya girecek diye hepten kopuyorum. Kaptan ile muavin de iniyorlar.
Biraz sonra muavin gelip arkada ki adamı çağırıyor. Koridoru tamamlarken bana bir bakışı vardı ki anlatılamaz. Adam otobüsten inerken daha da bir zavallı çaresiz görünüyordu…
“ Biletime itiraz etmedim, yerde gitmeye razı oldum, abimin sırtını sıvazladım hala nedir mesele?” diyordu vücut dili ve o araçtan inerken ben artık sulu sepken.
Üstelik bundan sonra olacaklardan da kendimi sorumlu tutuyordum.Benim ağlamalarım zavallı adamın başına patlayacaktı, çocuklarda vicdan azabı duyarmış ilk o zaman anladım.
Neden sonra babam ve kaptan gelip yerlerine oturuyorlar. Muavin acele ile bagajdan bir şeyler indiriyor, göz yaşlarımdan ne indirdiğini göremiyorum bile ve hızla otobüsün içine dalıp yere serilenleri toplayarak iniyor, o arada otobüsün önünde beliren adama elindekileri teslim edip acele ile araca binip kapıyı kapatıyor.
Otobüs hareket ediyor ve artık atın beni denizlere mahvoluyorum, o arada hayal meyal görüyorum bir karaltı bana doğru koşup duruyor….Ben ufaldıkça ufalıyorum neredeyse koltuğun altına gireceğim efkardan.
Otobüs epeyce yol aldıktan sonra ağlamam biraz dinince babam “ haklıydın kızım” diyerek her şeyi anlatıyor.
“ adam yanıma gelip özür dileyince ben de çok üzüldüm, oysa bu aksilik onun suçu değildi, firma hatasını kabul etti, başka yer yokmuş, bu gece otelde misafir olacak yarın koltukta oturarak gidecek…”
“!!!!????”
“ adamı zor razı ettik biliyor musun?”
“ ben giderim yerde” diye diretiyordu,
“ ‘insanlığa sığmaz, ayrıca kızım çok üzüldü, ağlıyor, hem yol boyunca hepimizin vicdanı rahatsız olacak’ … dedim de razı oldu, sonrada sevindi, elimi öptü…
Ayrılırken sana el salladı o kadar, hiç bakmadın adama…”
Ben ağlarken canım annem yanıma oturmuştu, göz yaşlarımı mendille silerken gülümsüyordu.
Babam “şirket otel parasına razı olmasaydı ben ödeyecektim ama senin harçlığından kesecektim” diye takıldı gülerek, ben de başladım gülmeye.Ağladığım zamanlar en az benim kadar üzülen Ayla’ da gülmeye başladığımda tatlı tatlı bakıyordu bana canım benim.
O zavallı yolcuyu araçtan indirdi diye kızmıyordum artık babama, nihayet gülümsedim, annem beni bağrına basarken.
“ Kurtuldum zannetme, yemek parası bıraktım adama zorla kabul etti, ‘kızımın bayram harçlığından keseceğim, çok üzüldü ona bir el salla da rahat etsin’ dedim.”
Yanarım yanarım da o zavallı adama bir el sallamadığıma yanarım.
O anda vicdan azabı içinde kavrulduğumu anlamasına imkan yok gibime geliyor. Her şeye rağmen hala vicdanım sızlıyor. O zavallı adam hayatının tamamında neler yaşadı acaba?
Ve dünyada ki bir çok ÇARESİZ İNSAN neler yaşıyor kim bilebilir…???
10- Aralık İNSAN HAKLARI GÜNÜ KUTLU OLSUN. (Yer yüzünde hiç bir insan haksızlığa uğramasın.)
Aynur Zeren Tan 10- Aralık-2021- Ünye- ORDU.
(otobüs fotoğrafı alıntıdır)